Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Röportajlar/ Fuad Hilalov ile Ukrayna ve Kırım Üzerine

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
 Fuad Hilalov ile Ukrayna ve Kırım Üzerine Eklenme Tarihi: 02-04-2014 11:46:29

Azerbaycan'da yayınlanan Region Plus dergisinin siyaset bilimi editörü Dr. Fuad Hilalov ile Ukrayna ve Kırım üzerine gerçekleştirdiğimiz röportajın ilk kısmını ilginize sunuyoruz. 

Ukrayna’da yaşanan krizin görünen nedeni Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in Avrupa Birliği ile imzalanması öngörülen Ortaklık Antlaşması’ndan vazgeçmesiydi. Bunun ardından başlayan gösteriler zamanla bir iç çatışma ortamı yarattı. Biliyoruz ki Ukrayna’da Turuncu Devrim’den bu yana bir tarafta Rusya yanlıları ve bir tarafta Avrupa yanlıları olmak üzere bir toplumsal ayrışma var. Ama bu ayrışma bu noktaya hiç gelmemişti. Bugün ne oldu da Ukrayna’da bunlar yaşandı?

Söylediğiniz gibi bugün yaşananları anlayabilmek için 2004’lere gitmemiz gerekiyor. Türkiye basınında ve dünya basınında özellikle bu sürecin dış faktörleri anlatılıyor. Ben uzun yıllar orda yaşayan ve Turuncu Devrim’e de şahit olmuş biri olarak müsaade ederseniz biraz iç faktörlerden bahsedeyim.

Leonid Kuçma’nın Cumhurbaşkanlığı döneminde ülkede sayısı onu geçmeyen dolar milyarderleri vardı. Bunların yanında malvarlığı on milyonlarla ölçülen daha genç daha atak yüze yakın kişi vardı. Oligarşik milyarderler Ukrayna’nın doğusunda yaşayan sanayi işleriyle uğraşan, finans sektörünü ellerinde tutan, oligarşi dediğimiz bir sınıf oluşturuyorlardı. Bunların içinde dönemin Cumhurbaşkanı Kuçma’nın damadı Viktor Pinçuk da bulunmaktaydı. En zenginleri Tatar asıllı bir işadamı olan Rinat Akhmetov’du.

Kuçma kendisinden sonra aday olarak Viktor Yanukoviç’i destekliyordu. Zaten Yanukoviç o zamana kadar Ukrayna’nın doğusunda bulunan ve sanayi bölgesi olarak nitelendirebileceğimiz, çoğunluğu Rus kökenli ya da Rusça konuşan Ukraynalıların olduğu Donetsk şehrinin valisiydi. Ondan sonra Başbakan oldu. Kuçma’dan sonra muhtemel Cumhurbaşkanı olarak o görülmekteydi. Karşısındaki aday ise daha çok Batı yanlısı güçleri temsil eden Viktor Yuşçenko’ydu. Ukrayna’nın batısı ile doğusu arasındaki toplumsal ayrışma ilk olarak o zaman ortaya çıkmaya başladı. Ama burada görünmeyen başka bir faktör daha vardı. Bahsettiğim ona yakın milyarder statükonun devam etmesi taraftarıydı. Genç milyonerler ise artık bazı şeylerin değişmesini ve ekonomide daha fazla pay sahibi olmak istiyorlardı. Turuncu Devrim’in finansörleri de bunlardı. Burada Batılı devletlerin de Yuşçenko’ya muazzam bir desteği vardı.

Seçimin ikinci turunda Yanukoviç kazanmasına rağmen muhalefet bu sonucu tanımadı, gösterilere başladı ve seçimin tekrarlanmasını sağladı. Tekrarlanan seçimlerde Yuşçenko’nun kazanmasıyla oligarklar yenildi. Genç milyonerlerin önü açılmış oldu.

Daha sonra Yuşçenko ile en yakın çalışma arkadaşı Yuliya Timoşenko ile araları açıldı. Ukrayna devlet kadrolarına tecrübesiz insanlar getirilmeye başlandı. Rusya’nın desteği yitirildi ve Ukrayna’da bir sistem sorunu doğmaya başladı. Yuşçenko daha sonra bir uzlaşma sağlamak istedi. Yanukoviç’i başbakan olarak atadı ama bu yürümedi ve Yanukoviç istifa etmek zorunda kaldı. Ancak bu uzlaşma politikası başarılı olmadı ve halk da artık bu sistemden rahatsız olmaya başladı. 2010 yılında bunun neticesinde Yanukoviç Cumhurbaşkanı oldu.

Bugün yaşadığımız olaylar da bu tarihte başlamış oldu, değil mi?

Evet, ne başladıysa bundan sonra başladı. Düne kadar Yanukoviç’i destekleyen oligarşik yapı desteğini çekti. Yanukoviç de onlara baskı uygulamaya başladı. Ailesine yakın kişilerin ekonomide hızla yükselmesini sağladı. Ekonomide iş çevrelerine yönelik baskı arttıkça mafyatik birtakım süreçler baş gösterdi. Dış politikada ise Yanukoviç hem Batı ile hem Rusya ile iyi ilişkiler kurma çabasındaydı ama bu konuda da başarılı olamadı. Tüm bunlar Yanukoviç’e karşı bir tepki doğurdu. Oligarşik yapı da bunu çok iyi değerlendirdi. Her şeyin başlamasına neden olan Ortaklık Antlaşması AB ile ilk olarak imzalanması gündeme geldiğinde muhalefet Yanukoviç’in Ukrayna’yı Avrupa’ya sattığını söylüyordu. Bugün ise görüşlerin yüz seksen derece değiştiğini görmekteyiz.

Ortaklık Antlaşması’ndan neden vazgeçildi?

Yanukoviç’in aslında bazı haklı nedenleri vardı. Batılı finans çevreleri Ukrayna’ya ne kadar ve ne şartlarda yardım yapacakları konusunda net konuşmuyorlardı. Rusya ise bu antlaşma imzalanmadığı takdirde 15 milyar dolar yardımda bulunacağını belli etmişti. Avrupa ise bu konuda net ifadeler kullanmıyordu. Sonra Avrupa bir başka koşul daha sundu. Timoşenko’nun bir an önce serbest bırakılması, Almanya’da tedavi görmesine izin verilmesi istendi. Bu koşul, ‘senin yerine 2015’te onu hazırlıyoruz’ mesajıydı. Bunun üzerine Yanukoviç antlaşmayı imzalamaktan vazgeçti. Fakat bunu yaparak oligarşik yapının kendisinden intikam alması için uygun koşulu da yaratmış oldu.

Oligarişik yapı neden taraf değiştirdi ve Avrupa’dan yana tavır aldı?

Bunların ürettikleri malın birçoğu Avrupa’ya gidiyor. Avrupa’nın öncülüğünde oluşturulan Gümrük Birliği’ne girilmesi halinde bu oligarkların Rus işadamlarıyla rekabet etme şansları yok. Belki bir komplo teorisidir ama Avrupa’daki birtakım güç odaklarıyla anlaşmaya gittikleri söylenmektedir. Ülkelerindeki güçlerini korumaları karşılığında Ukrayna’nın AB’ye yakınlaşmasına destek vermeleri şeklinde bir anlaşmadan söz ediliyor. Sonra Kasım ayında gösteriler başladı. Bu kez sözünü ettiğimiz oligarklar göstericileri destekledi.

Gösterilerde kimler vardı?

Kasım ayında meydanları dolduran göstericiler sivil muhaliflerdi. Bunların başında şu anda iktidarda bulunan Timoşenko’nun sembolik lideri olduğu Babavatan Partisi başı çekiyordu. Partinin başında Arseni Jazenjuk vardı. Almanya’nın desteklediği ve dünya boks şampiyonu Witali Klitschko gösterilerde yer alan bir başka isimdir. Son olarak Ukrayna’nın Batısında ortaya çıkan ultra milliyetçi Özgürlük Partisi ve başındaki Oleg Tjagnibok vardı. Bu üç parti tüm halk tarafından desteklenmiyordu. Meydanlara çıkanların birçoğu muhalefete de tepkiliydi. Bu gösteriler aslına bakılırsa çok da etkili olamadı.

 Ne oldu da gösteriler etkili olmaya başladı?

Yanukoviç’in gitmesini isteyen güçler sivil muhalefetin başarılı olamayacağını anlayınca bir şeyler yapmaları gerektiğini anladılar. Bunun ardından meydanlarda çok farklı bir gurubun peyda olduğunu gördük. Bunlar Sağ Sektör olarak adlandırdığımız uzun yıllar Ukrayna’nın Batısında yarı gizli kamplarda eğitim görmüş paramiliter guruplardı. Tamamen Nazi ideolojisini benimsemiş bir guruptan bahsediyoruz. Bu gurup Yanukoviç’le hiçbir şekilde anlaşmaya gidilmemesini, onun istifaya zorlanmasını, yeni bir Ukrayna kurulmasını istiyorlardı. Rusya’ya karşı da düşmanca bir tavırları vardı. Sonunda olan oldu ve 21 Şubat’ta Yanukoviç muhalefetin tüm taleplerini kabul etmesine rağmen ve geleneksel muhalefet liderleri taleplerini kabul ettirip anlaşmaya varmış olmalarına rağmen bu ultra milliyetçi gurup hiçbir şartı kabul etmeyeceklerini ve bir an önce Tanukoviç’in iktidardan uzaklaşmasını istediklerini açıkladılar. Ardından devlet dairelerini ve Cumhurbaşkanlığı konutunu ele geçirdiler. Benim hatırladığım 103 kişi bu olaylarda hayatını kaybetti. Bunların bir kısmı güvenlik güçleriydi. Basına yansıyan bir telefon görüşmesinde Estonya Dışişleri Bakanı AB Dışişleri Bakanı Catherine Ashton’a şunu söylüyor: ölen muhaliflerin vücudundan çıkan kurşunla güvenlik güçlerinin vücudundan çıkan kurşun aynı. Demek ki birileri ortalığı karıştırmak için her iki tarafa da kurşun sıkmış.

Şu anki durum nasıl Ukrayna’da?

Şu an Ukrayna’da tamamen Batı yanlısı güçler iktidarda. Güvenliği o paramiliter guruplar sağlıyor. Resmi güvenlik güçleri neredeyse hiçbir fonksiyonları yok. Doğu Ukrayna’da halkın büyük bir bölümü olacaklardan korkuyor. Bu yüzden Rusya’ya bel bağlamış durumdalar ama tamamen Rus yanlısı olduklarını söyleyemeyiz. Kırım şu an Rusya’nın elinde ve artık bundan geri dönmesi mümkün gözükmüyor. Sonuç olarak Ukrayna halkından başka herkes bu süreçte kazançlı çıktı. Batı ucuz Pazar, muazzam kaynaklar, ucuz işçiler elde etti. Rusya Kırım’ı ele geçirdi.

Bundan sonra neler olabilir? Batılı devletler nasıl bir tepki verecekler?  

Ukrayna’ya baktığımız zaman üç önemli aktörden söz edebiliriz. İki değil üç. Çünkü Batı tek değil. Ukrayna konusunda ABD’nin politikası ile AB’nin politikası aynı değil. Mesela bu olaylar gerçekleşmeden önce ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ile Kiev Büyükelçisi arasındaki bir görüşme yine internette yayınlanmıştı. Burada hangi muhalif gurubun iktidara gelmesi gerektiği tartışılırken milliyetçilerin kesinlikle dışarıda tutulması gerektiği söyleniyor. Diğer yandan Witali Klitschko’nun da istenmediği anlaşılıyor. Çünkü onun arkasında Almanya var. Zaten kendisi aynı zamanda bir Alman vatandaşı. ABD’nin desteklediği kişi ise şu andaki Başbakan Arseni Jazenjuk. AB şu an daha az agresif görünüyor. Rusya’ya yaptırımlar konusunda çekimser bakıyorlar. Çünkü Rusya’ya büyük yaptırımlar uygulanırsa ve başarılı olursa Putin daha sert bir politikaya yönelebilir ve daha kötüsü Putin’in devrilmesi durumunda Rusya’da milliyetçilik yükselebilir ve Putin’den daha sert bir iktidar oluşabilir.

Yaptırımlar başarılı olabilir mi? Genellikle AB’nin kendi içinde bütünlüklü bir politika izleyememesinden ve Rusya’ya enerji bağımlılığından dolayı yaptırımlara sıcak bakmadığı yorumları yapılıyor.

Bir enerji bağımlılığı var ama şu an ilkbahardayız. Ayrıca AB’nin gaz stoklarında en azından Ekim ayına kadar yetecek düzeyde gaz bulunuyor. Üstelik Rusya tek kaynak değil. Ama diğer taraftan yıl sonuna kadar Avrupa Rusya’dan gaz almazsa Rusya çöker. Yine de kısa vadede enerji bağımlılığı çok yüksek olmasa da genelde bir bağımlılık elbette var ve Rusya ile bu konuda bir sorun yaşamak istemiyor. Bu bakımdan bu yorumlar çok da haksız değil. Yani AB daha ılımlı bir tutum izliyor. Fakat Amerika öyle değil. Bunun nedeni elbette AB ile Rusya arasındaki hem enerji alanındaki hem diğer alanlardaki ticaret hacmi. Şöyle söyleyelim ABD ile Rusya arasındaki ticaret 40 milyar dolar, AB ile Rusya arasındaki ticaret 400 milyar. AB bu ticaretin etkilenmesini istemiyor. Bir de bu olayların sonunda Güney Akım projesinin de yeniden gündeme geleceğini eklemek isterim. Yani Avrupa’ya giden gazın Ukrayna’ya uğramadan Avrupa’ya taşınması projesi. Böyle bir proje uzun zamandır gündemdeydi ama Avrupa çok sıcak bakmıyordu. Şimdi yeniden gündeme gelecektir. Böylece Rusya buradan kazançlı çıkmış olacak.

Rusya’nın en kazançlı olduğu konu Kırım meselesi oldu. Bu konuda neler söylersiniz?

Ben öncelikle Türkiye’deki bir gözlemimden bahsetmek istiyorum. Elbette Türkiye’nin Kırım Tatarları konusundaki hassasiyetini anlıyorum ve bunu destekliyorum. Çünkü Kırım’da yaşayan ve Türkiye ile çok yakın bağları olan bir millet var. Ama Türkiye’de bazı kişiler Kırım’ı kaybettik yorumları yapıyor. Oysa Kırım ne zaman Türkiye’nindi? 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım Türkiye’nin elinden çıktı. Kırım zaten Türkiye’nin elinde değildi şimdi sahibini değiştirdi. 1991’de Sovyetler dağıldığında Türkiye Kırım’da hak iddia edebilirdi. Türkiye Kırım’ı alabilir miydi alamaz mıydı bilemem. Bu ayrı bir tartışma ama hak iddia etme şansı vardı. Ama Türkiye bunu yapmadı. Böyle yaparken de Türkiye Kırım Tatarlarının yurtlarına dönmelerini ve yurtlarında rahatça yaşayabilecekleri koşulların oluşturulmasını istedi. Ukrayna da bunu kabul etti.

Tatarların Ukrayna’da içinde bulundukları durum nasıldı?

Tatarlar Kırım’a döndüler fakat söz verilen koşullar sağlanmadı. Yaşadıkları evlerin birçoğunun tapusu halen yoktur. Özellikle sahil bölgelerine yerleşen Tatarlar merkezi hükümetle her zaman sorun yaşamışlardır. Siyasi olarak da Tatarların hakları çok düşük düzeyde korunuyordu. Zaten Kırım’da nüfusunun yüzde on beşinden azını oluşturuyorlar. Bu halde etkili olmaları çok zordur. Nüfusun yüzde altmış beşini Ruslar oluşturuyordu ve 2004 yılında Turuncu Devrim’den sonra Tatarlar Ruslara karşı kullanılmaya başlandı. Böylece Tatarlar Ukrayna siyaset sahnesine çıkmış oldular. Fakat daha sonra Tatarlara verilen vaatlerin hiçbiri yerine getirilmedi. Diğer yandan Tatarlar arasında da birlik beraberlikten bahsetmek kolay değil. Bir Mustafa Cemilev var. Seksenlerin sonunda etkiliydi fakat şu anda tüm Tatarlara hitap ettiğini söyleyemeyiz. Rıfat Çubarov var. Kırım Meclisinin başındaki kişi. Onun için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Bir de Türkiye’de pek konuşulmayan bir şeyi söyleyeyim. Son yıllarda Kırım Tatarları içinde Hizb-ut Tahrir örgütü yayılmaya başladı. Bir süre önce Kırım dağlarında bunların kampları da bulundu. Şu an Suriye’de Esad karşıtları arasında savaşanlar da var.

Bundan sonra ne olacak Tatarlar açısından?

Kırım’da yaşananlarda bir tek Tatar’ın burnunun kanadığını söyleyemeyiz. Şimdi Rus parlamentosunda Kırım’da yaşayan Tatarlara tapularının verilmesi, bazı söylentilere göre 1943’te ellerinden alınan mal varlıklarının geri verilmesi, Tatar dilinin Kırım’da ikinci devlet dili statüsü alması konuşuluyor. Bu sözler bir süre sonra unutulabilir. Ama Kırım için üzülenlerin bir şekilde sakinleşmesi gerek.

Türkiye’nin izlediği politikayı nasıl buluyorsunuz?

Türkiye’nin şu an izlediği politikayı çok rasyonel buluyorum. Çok fazla karışmadan rahatsızlıkların dile getirilmesi ve çok hızlı şekilde hareket edilerek gerekli temasların gerçekleştirilmesi önemliydi. Türkiye yapılması gerekeni yaptı. Bir taraftan Rusya’ya tepki gösterilerek referandumun tanınmayacağı ifade edilerek oradaki Tatarlara Türkiye’nin her zaman için arkalarında duracağı mesajının verilmesi çok önemli bir mesele. Ama Kırım’da geri dönüşü olmayan bir süreç başladı. Türkiye bu gerçeği bilerek hareket etmeli. Türkiye bundan sonra Kırım’da çok etkin bir politika izlemeli. Büyük güçleri ve Rusya’yı karşısına almadan Tatarlara maddi manevi desteğini sürdürmeli. Ne yapılabilirse yapılmalı. Ama fazla öteye gidilmemeli. Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasının bağımsızlıktan daha iyi olduğunu unutmamalıyız. 

Röportaj: Emre Ozan

 
« geri
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU