Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / Türkiye/ Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir :)

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2016-08-08 12:22:13
Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir :)

15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yönetimi ele geçirmek isteyen silahlı bir gurup darbe girişiminde bulunmuştur. Daha ilk dakikalardan itibaren bu gurubun devletin bir süredir mücadele ettiği FETÖ/PDY olduğu anlaşılmıştır. Dini görünümlü terör örgütü FETÖ/PDY kırk yıldır devletin bütün kurumlarına sızmış, yuvalanmıştır. FETÖ/PDY bunun için devlet kadroları, askeri okullar başta olmak üzere eğitim kurumlarına yerleşmek için yapılmış sınav sorularını sızdırmışlar, şantajla, baskıyla, hukuksuz tutuklamalarla (Balyoz, Ergenokon gibi davalar bunun en bariz örnekleridir) kurumlardan tasfiyeler yapılmasını sağlayarak boşalan yerlere yerleştirilmişler, terfi ettirilerek devletin içinde (emniyet, askeriye, adli makamlar, eğitim, istihbarat, bakanlıklar…)kendilerine bağlı paralel yapı oluşturmuşlardır. Bu yapı kendini iyi kamufle etmiş, zaman gelene kadar saklanabilmiştir. Bu yapı “imam” diye niteledikleri sorumluların yönettiği kod adı kullanan, hiyerarşik yapılı bir örgüttür. En tepede ise “Kainat imamı”,“Mehdi” olarak putlaştırdıkları Fetullah Gülen bulunmaktadır. İnançlı insanların dini hassasiyetle verdikleri ve insanları dini duygularıyla aldatıp topladıkları paralarla oluşturdukları ekonomi zincirlerinin başında ise dünyanın 160’a yakın ülkesinde 3 binden fazla okul, dershane, üniversite yer almaktadır. Bununla birlikte kırk yıllık kısa bir dönemde ekonominin her alanında çok kuvvetli iş dünyasına sahip olmuşlardır. Buradan elde edilen paralarla önlerini açacak güçlü insanları, makamları satın almaya çalışmışlardır. Kısa zamanda güç zehirlenmesi geçirmişler ve dış yönlendirmeyle birlikte kendi ülkelerine karşı isyan içine girmişlerdir.

Bir Amerikan Projesi

Bu yapının başındaki Fetullah Gülen, 1999 yılında ABD’ye yerleştirilmiştir. Bu kişinin ABD’de Green Card alması için önemli CIA ajanları George Fidas, Graham Fuller ve ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz gibi isimlerin kefil olmuş olması bu yapının CIA hizmetine geçmiş olduğunu göstermektedir. Bu yapının CIA projesi olarak kurulmuş olma ihtimali de mantık dışı değildir. Bu yapı Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla post-Sovyet dönemde açılan okullarla güç kazanmaya başladığı görülmektedir. İlk hedefleri Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar, Rusya Federasyonuna bağlı cumhuriyetler olmuştur. Daha sonra Orta Doğu, Afrika, Amerika devam etmiştir. Orta Asya ve Kafkasya’da İran’ın etkisinin yayılmasının önlenmesi için “ılımlı İslam” projesi olarak denenmiş olabileceği ve devamında Balkanlar ve Orta Doğu’ya bir Büyük Orta Doğu Projesi(BOP) olarak uygulanmış olabileceği düşünülebilir. Amerika’da açtıkları okullar ve devraldıkları “Charter school”lardan önemli miktarda gelir elde etmişlerdir. Bununla birlikte ABD’de açmış oldukları vakıflar, düşünce kuruluşları, dernekler vasıtasıyla, siyaset, bilim, iş dünyasının önemli simalarıyla iletişim kurabildikleri, bunlara güçlerini gösterebildikleri ve parasal güçleri ile onları kendi projelerine inandırabildikleri anlaşılmaktadır. Topladıkları paralarla ABD’deki seçimleri bile finanse ettikleri ortaya çıkmıştır. Bu şekilde ABD devlet yönetiminin desteğini aldıkları belli olmaktadır. 160 civarında ülkede faaliyet göstermeleri dolayısıyla yetiştirdikleri zengin kesimin çocukları sayesinde okulları bulunan ülke yönetimlerinde önemli istihbarat ağı sağladıkları anlaşılmaktadır. Günümüz bilgi çağında dünyaya hükmetmek isteyen başta ABD ve Batı’nın büyük güçleri bu istihbarat şebekesinin en büyük müşterisi konumundadırlar. Türkiye’deki kurumlara sızmış bu şebeke Türkiye’nin başta savunma sanayisi olmak üzere stratejik projelerini yurt dışına çıkardıkları ve rakip ülke ve şirketlere sattıkları ortaya çıkmıştır. Başta ABD olmak üzere Batı’nın hizmetinde olan bu terör yapısının, Batı’nın hiçbir zaman yükselmesini istemediği bir ülke olan Türkiye’de darbe yapma girişiminde bulunması ve darbeden kimin çıkarının olduğu göz önünde bulundurulduğunda azmettiricinin kendini açığa vurduğu anlaşılmaktadır. “One Minute”,”Dünya Beşten Büyüktür” diyen bir devlet başkanının yönettiği, nerdeyse her gün, dünya’nın en büyük havalimanı gibi stratejik yatırımlar açıklayan, her geçen gün büyüyen ekonomiye sahip ve bölgesel güç olduğu konusunda tartışma yaratmayan ve en önemlisi eskisi gibi Batı’nın güdümünde olmayan bir ülke istenmediği anlaşılmaktadır. Milli çıkarları ve Türk-İslam aleminin çıkarlarını dünya gündemine taşıyan bir Türkiye, Batı’nın gözüne battıktan sonra yönetimin değişmesi ve özellikle güçlü lider Erdoğan’dan kurtulmak için stratejiler, planlar geliştirmiş oldukları belli olmaktadır. Erdoğan’ın otoriterleştiği algısını yaratmak üzerinden çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Bu yapı, Erdoğan’ı çalışmalarının merkezine konumlandırmış oldukları görülmektedir. Gezi olayları bundan dolayı Batı’nın odağında olmuştur. Türk halkının Erdoğan’ın otoriter yönetiminden memnun olmadığı söylemi işlenmiştir.

FETÖ/PDY Erdoğan’a karşı ilk darbe provasını “kara kutum” dediği Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)müsteşarı Hakan Fidan’ı sorgulamak için tutuklama girişiminde bulunmasıyla yapmıştır. Burada ilk kez emir komuta zinciri dışında kendi yapılarına sadık polislerle müsteşarı tutuklamak istemişlerdir. Daha sonra yine hakim-savcılar içerisindeki yapıları ve yine emniyetteki zümreleri ile 17,25 Aralık 2013 darbe girişiminde bulunmuşlardır. Fakat bu darbe girişimi ile birlikte devletteki yapıları ortaya çıkmaya başlamıştır. Devletteki yapıları ortaya çıktığı anlaşılınca son bir harekette bulunarak askeriyedeki zümreleri ile silahlı darbe girişiminde bulunmuşlardır. Bu sefer uçak, helikopter, tank, zırhlı araç, silahlı askerlerle klasik darbe girişimine kalkışmışlardır.

Devlet, son darbe girişiminden önceki kalkışmalardan yola çıkarak bu yapının devlet içindeki unsurlarını deşifre etmeye başlamış ve önemli bir listeye ulaşmış olmasına rağmen hukuk içinde kalmak ve tutuklamaları delillendirmek adına temizleme işlemini ağır yürütmüştür. Büyük ihtimalle bundan cesaret almış olacaklar ki, yeni bir darbe girişimi yapabilme şansı elde etmişlerdir. Fakat son darbe girişimi delil aramaya lüzum bırakmamıştır. Devlet bu yapıyı daha hızlı temizlemeye başlamıştır. FETÖ/PDY kendini açığa çıkarmış ve kan dökerek, insanına silah doğrultmuş, kendi meclisini, önemli kurumlarını bombalayarak ihanet içinde olduklarını kanıtlamışlardır.

Milli İradenin Zaferi

Burada kendisini demokrasinin beşiği addeden Batı’nın tavrı anlaşılmaz kalmıştır. Batı demokrasinin en temel unsuru olan milli iradeyi ve onun ülkesine sahip çıkmasını görmek istemediği teşhis edilmiştir. Türk insanı bu zamana kadar yaşamış olduğu darbelerin oluşturmuş olduğu travmaların da bilinciyle bu sefer kendi iradesine darbe vurulmasına engel olmak için ilk dakikadan itibaren meydanlara akın etmiş, tankları sineleriyle durdurmaya çalışmıştır. Ellerinde taşla tankları durdurmaya çalışmış, soğuk mermilere rağmen askerleri darbeden vazgeçirme mücadelesine girişmiştir. Meydanlara dökülen halk üzerlerine bomba yağdıran uçak ve helikopterlere rağmen 250’ye yakın şehit ve 2 bin 500 civarında yaralı karşılığında 3-4 saat gibi kısa bir süre içerisinde işgal edilmiş meydan ve kurumlar temizlemiştir. Darbe yapanların hiçbir zaman düşünmedikleri, planlamadıkları şekilde Türk halkı devletinin, devlet başkanının yanında yer almış, çocuklarının geleceği için kendi canlarını feda etmeyi tercih etmişlerdir. Özellikle Batı ülkeleri darbe girişimi başarısız olduğu anlaşılmaya başlamasıyla birlikte çok sessiz kalmış, isteksiz şekilde, dolaylı ve net olmayan cümlelerle darbeyi kınadığını göstermeye çalışmışlardır. Fakat yine de darbeyi önleyen Türk halkının kahraman duruşunu görmekten imtina etmişlerdir. Yapılan açıklamalarda bu darbe girişimi ile Erdoğan’ı nasıl yıpratabiliriz onun mücadelesi içinde olmuşlardır.”Otoriter Erdoğan”, “iç savaş”, “anti demokratik, hukuk dışı yakalamalar”, “Türkiye’de olanlardan endişeliyiz” gibi söylemlerle Türk halkının demokrasi zaferini gölgeleme, değersizleştirme, cumhurbaşkanının itibarını yıpratmaya çalışmışlardır. Batı medyası, meydanları her kesimden, her yaştan, ülkedeki her etnik-dini yapıdan tek vücut olmuş, devletinin bekasını kurtarmak için doldurmuş insanları görüntülememek için kör olmayı tercih etmişlerdir. Türkiye’de muhalefetin hükümete yönelik eleştirilerini kaçırmadan takip eden Batı medyası, ülke meclisindeki partilerin ortak deklarasyon yayınladıklarını, muhalefet parti yöneticilerinin hükümetin yanında teröre karşı yer almış olduğunu,23 gün boyunca bütün ülkedeki 81 ilin çeşitli meydanlarında gece sabaha kadar demokrasi nöbeti tutulmakta olduğunu, cumhurbaşkanının daveti üzerine İstanbul Yenikapı meydanında 5 milyona yakın insanın katıldığı demokrasi ve şehitler mitingine hükümet ve muhalefetin birlikte katılmış olduğunu görmek istememiştir. Ülkedeki resmi, özel, hükümet yanlısı, hükümet karşıtı tüm medyanın darbeye karşı ortak tutum sergilemiş olduğu, bbc başta olmak üzere Türkiye karşıtı dış basın, darbeyi destekleyen yorumlar yapacak konuşmacı bulmak için zorlandığı için açık şekilde çağrıda bulunduğu buna rağmen Türkiye’den muhatap bulamadığı görülmüştür. Türkiye’de hükümet ve devlete karşı, kaşınacak bir sorun olduğunda Türkiye’ye akın eden dünya medyası darbe girişimi başarısız olunca ya gelmemiş ya da ilgisiz kalmışlardır. Batı siyasileri ise ülkeye gelip olanları yerinde görmeye tahammül edemedikleri anlaşılmıştır. Hâlbuki, Mısır’da kendilerinin desteklediği Sisi darbe yapınca bir çok “demokratik” ülke lideri, bir hafta gibi kısa bir sürede Mısıra akın etmiş darbeciyi tebrik etmiş, bazıları da kendilerinin belirlemiş olduğu demokrasi değerlerinden utanmış olacaklar ki Mısır’a gitmeyip Sisi’yi ülkelerine davet etmeyi tercih etmişlerdir. Türkiye’de demokrasi kültürünün oturduğunu gösteren olaylar yaşanırken Türkiye’ye gelmeyi hazmedememişlerdir. Çünkü geldikleri zaman gerçek demokrasi veya onların normlarını belirledikleri demokrasiden bile üstün bir demokrasi ile karşılaşacaklar ve alkışlamak zorunda kalacaklardır. ABD askeri kurmayları “muhataplarımız içeri alınıyor” demekten utanç duymazlarken, Türkiye’ye darbe sonrası anca bir askeri, oda Ortadoğu seferi çerçevesinde gönderebilmişlerdir. Uluslararası Af Örgütü Türkiye’ye eleman göndermemiş, herhangi rapor hazırlamış olmamasına rağmen ilk dakikadan itibaren Türkiye’de hukuksuz tutuklama ve sorgulamalar yapılıyor açıklamaları yapmakta ısrar ederken, Avrupalı siyasiler Türkiye’yi NATO’dan çıkarmakla tehdit eden, Türkiye’deki hükümeti eleştiren açıklamalar yapmayı tercih etmişlerdir. Avusturya Başbakanı Christian Kern, “Avrupa Birliği (AB) üyelik görüşmelerinin sonlandırılması için Avrupalı liderler ile bir diyalog başlatacağını” söylemiş, İsveç darbecilerin ülkeye gelmeleri halinde iade etmeyeceklerini ilan etmiş, Almanya Anayasa Mahkemesi ise Almanya’daki Türklerin (Darbeye Karşı Demokrasi Platformunun) mitingine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telekonferansla bağlanmasını yasaklayan karar almıştır. Dağdaki PKK liderlerinin telekonferansla Almanya’daki teröristlerle buluşmasına engel olmayan Almanya, Türkiye Cumhurbaşkanı için yasaklama kararı alarak ikircikli bir tutum içinde olduğunu ortaya koymuştur. Almanya Başbakanı Merkel ise meydanlardaki Türk halkının demokrasi zaferini görmeyerek "Hukuk devleti, dün gece yaşanan trajik olayların sorumluluğunu taşıyanlara karşı yaklaşım sırasında varlığını ispatlamalıdır" diyerek Türkiye’ye hukuk dersi vermeye kalkışmıştır. Türkiye’de demokrasi tavan yaptığı bir dönemde AB’nin adaylığına son vermeden bahsedilmesine ise hiç anlam verilememektedir. Nitekim bunu bazı Alman gazetecilerde eleştirmektedirler. Bilindiği gibi bir aday ülke ile müzakerelerin başlaması Kopenhag kriterleri olarak nitelendirilen ve üç maddesinden en önemlisi olan demokrasinin tesis edilmesi şartı ile mümkün olmaktadır. Bu durumda bizim Avrupalılar, Türk halkının darbeyi engellemesi ve iradesini ortaya koymasına neden kızmış olabilirler sorusu akla gelmektedir. Her halde bir gün sebebini açıklarlar bizde öğrenmiş oluruz. Charlie Hebdo’ya yapılan terör saldırısından sonra Avrupa çok keskin bir tavır sergilemiştir. Türkiye’de meydana gelen 15 Temmuz darbe girişiminin bir noktaya yapılmış terör olay ile karşılaştırılmayacak derecede vahim olmasına rağmen neden Charlie Hebdo’nun yarısı kadar tepki verilmemiş olduğu, neden gözlerin kapatılmasının tercih edildiği oldukça düşündürücüdür.

Sonuç

Batı’nın Türkiye’ye demokrasiyi fazla gördüğü ortaya çıkmaktadır. Bu olayla birlikte Batı’nın sınıfta kaldığı, kendi belirledikleri demokrasi kriterlerini istedikleri zaman askıya almak, istedikleri zaman değiştirmek, istediğine uygulamak, istemediğine fazla görmek gibi hasletlerinin olduğunu ortaya çıkarmıştır. Oryantalist bakış açısı ile Doğu’yu, Orta Doğu’yu arzu ettikleri gibi görmek istedikleri anlaşılmıştır.  Fakat şu bir gerçektir ki, 15 Temmuz 2016 darbesine Türk halkının koymuş olduğu tepki Batı’nın gözlerini kapatarak, görmek istemeyerek değersizleştirebileceği bir olay değildir.  Bu en az Fransız Devrimi kadar değerli, gerçek, mert bir duruştur. Bu, halkın iradesinin gerçek simgesi olarak gerektiğinde Doğu’da da, Türk-İslam dünyasında da ortaya çıkabileceği, halkın iradesini yansıtan bir devrim yapılabileceğini göstermiştir. Batı’nın endişesi ise bunun örnek olacak olmasıdır. 15 Temmuzun gelecekte daha değerli olacağı ve geleceği şekillendireceği şimdiden anlaşılmıştır.     

Yrd. Doç. Dr. Elşan İZZETGİL

USGAM Genel Yayın Editörü

 

 
  "Başlarken"...   2012-04-15 21:47:16
  "Dengesizliğin Dengeleyici Gücü" Olabilmek...   2012-04-16
  "Türkiye İçin Yeni Bir Dış Politika Karar Verme Modeli Önerisi"   2012-04-17
  "İkinci Marmara Seferini Yeniden Düşünmek"   2012-04-17
  "Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi"   2012-04-17
  "Türk Dış Politikasının İşleyişi Üzerine Bir Değerlendirme"   2012-04-18 23:26:39
  "Küreselleşen Dünya’da, Devletlerin Daha Demokratik Dış Politika Karar Verme Sürecine İhtiyacı Vardır"   2012-04-17
  "Türkiye'nin Normatif Değerler İle Realpolitik Arasında Sıkıştığı Alan Libya ve Suriye Örnekleri"   2012-04-17
  "Dış Politika Yaklaşımlarındaki Dönüşüm"   2012-04-20
  Arnavutluk’ta “Yeni Milliyetçilik” Rüzgarı   2012-04-21
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU