Videolar Linkler RSS Site Haritası
 
 
 
 
Untitled Document
» Konular / / “Azerbaycan-ABD Diplomatik İlişkilerinin 20. Kuruluş Yıldönümünde Politikaları Tekrar Düşünmek”

Yazarlar
  Mehmet Seyfettin EROL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Alaeddin YALÇINKAYA
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Elşan İZZETGİL
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Ceren GÜRSELER
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  Musa KARADEMİR
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
  İsmail CİNGÖZ
  Hacked By Er0iN || Yalnızlık sert gelir ...
Diger yazarlar »
  Eklenme Tarihi: 2012-05-04
“Azerbaycan-ABD Diplomatik İlişkilerinin 20. Kuruluş Yıldönümünde Politikaları Tekrar Düşünmek”

Geçtiğimiz günlerde 25-26 Nisan 2012 tarihlerinde Washington’da Amerika ve Avrasya`nın Turkuaz Konseyi, ABD`de yaşayan Azerbaycanlılar, Orta Asya Kafkasya Enstitüsü, John Hopkins Üniversitesi ve Hazar Stratejik Üniversitesi`nin organize ettiği “Azerbaycan-ABD İlişkilerinin 20. Kuruluş Yıldönümü: Başarılar ve Perspektifler” konulu konferansın yapılması (1), Azerbaycan-ABD ilişkilerini tekrar düşünmemize vesile oldu. ABD’den, Azerbaycan’dan ve Türkiye’den üst düzeyde katılımın ve desteğin olduğu bu konferansta ele alınıp tartışılan konular halhazırda bölgeyle ilgili Amerikan tutumunun nasıl şekilleneceğine ışık tutması açısından mühimdir.

Konferansta ABD-Azerbaycan ilişkilerinin 20 yıl müddetinde çok hızlı geliştiği, global meselelerde birçok konuda iki ülkenin birlikte hareket ettiği ve iki ülke ilişkilerinin yalnız Azerbaycan ve ABD adına değil bölgedeki gelişmeler için önem arzettiği vurgulanmıştır. Panellerde bölgeden ve yerel çapta Müslüman, Yahudi, Ortodoks ve Katolik dini kanaat önderlerinin de katılımının gerçekleşmesi medeniyetler arası diyalog adına mühim adım olmuş, bölgedeki çatışmalara çözüm açısından dini bir diyalog açılımının olabileceği fikrini ortaya çıkarmıştır. Genel olarak değerlendirildiğinde panellerde tartışılan konulardan anlaşılacağı gibi, konferansın amacı enerji güvenliği kapsamında ABD-Azerbaycan ilişkilerini geliştirmektir.

Bu konferansın gerçekleştirilmesi, çok üst düzeyde katılımın sağlanması elbette Azerbaycan-ABD ilişkileri açısından olması gereken önemli bir adımdır. Ancak geride kalan 20 yılın değerlendirilmesi ve gereken derslerin çıkarılarak her iki ülkenin ‘devlet çıkarlarına’ uyğun olacak politikaların yürütülmesi ilişkilerini çok taraflı gelişimine de katkı sağlayacaktır. Önümüzü görmemiz açısından Azerbaycan-ABD ilişilerinin 20 yıllık döneminde kısa bir seyahat etmek yerinde olacaktır.

Tarihsel süreç içerisinde değerlendirdiğimizde, Azerbaycan-ABD ilişkilerinde belirleyici temel faktor ‘Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ’ sorunudur. Bağımsızlığını kazandıktan sonra Ermenistan’la savaşa sürüklenen Azerbaycan, ABD ile ilişkilerine önem vererek dış politikasında ABD’ye öncelik veren politikalar uygulamıştır. Azerbaycan’ın bu tutumuna rağmen ABD’den istediği desteği alamamış, aksine bir takım yaptırımlara maruz kalmıştır. Bölgede ABD için önemli ülke konumunda olan Azerbaycan’a karşı Amerikan Hükümetinin uyguladığı çifte standart Azerbaycan’ın uluslararası arenadakı imajına olumsuz etki yapmış, Dağlık Karabağ sorununun çözüm yollarında da engel teşkil etmiştir. Azerbaycan tarafı, oluşturulan bu dezenformasyonu ortadan kaldırmak için çok uğraş vermiştir (2).

ABD Azerbaycan’la ilişkilerini bağımsızlığının ilk yıllarında Rusya üzerinden gerçekleştirmiştir. Bu politikanın yürütülmesinde, bir taraftan da ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Strobe Talbott’un dile getirdiği “Russia fırst” diye adlandırılan, Rusya’ya öncelik veren bir politikanın uygulanması da etkili olmuştur. Rusya’yı bölge için bir istikrar getirici unsur olarak değerlendiren bu yaklaşım (3) 1994’te “Asrın Anlaşması” imzalanana kadar devam etmiştir.

Petol ve Ermeni lobisi kıskacında gelişen Azerbaycan-ABD ilişkileri uzun dönem belirsizlik göstererek gelişememiştir. Amerikan hükümeti Ermeni lobisinin etkisinde kalarak zorla savaşa sürüklenen Azerbaycan’a karşı “Ermenistan’a uyguladığı ambargonun” kaldırılmasını yapılacak yardımlara karşılık önşart olarak ileri sürmüştür. Amerikan yönetiminin Karabağ savaşını hangi ülkenin başlattığını ve hangi ülke topraklarının işgal edildiği konusunda kesin ifadeler kullanmaması göz ardı edilmemelidir. ABD’nin 1993 yılı sonlarına kadar Dağlık Karabağ konusunda gerçekçi olamayan kararlar alarak Ermenistan’ı destekler nitelikte beyanlarda bulunması, bu konuda Ermenistan’ın görüşlerini savunduğunun göstergesidir. Bu desteğin sağlanmasında ve Azerbaycan’a yönelik yaptırımlarda, ABD iç politik sisteminde güçlü etkinliğe sahip Ermeni lobisinin etkisi tartışılmazdır.

Azerbaycan tarafı, 11 Eylül 2001 tarihine dek ABD ile yapılan bütün görüşmelerde ‘907 sayılı ek’(4) maddenin yürürlüklen kalkması için mücadele etse de başarılı olamamıştır. Bu kararın ertelenmesi için ABD terörün şiddetini kendi topraklarında hissetmeyi beklemiştir. 11 Eylül olaylarından sonra Amerikan hükümeti bu kararı tekrar gözden geçirmiş ve uzun tartışmalardan sonra ‘2002 yılı sonuna kadar 907 sayılı ek maddenin uygulanmasının durdurulması konusunda’ ABD Başkanına yetki verilmesine ilişkin kararı onaylamıştır. Bu konuyla ilgili dikkati çeken diğer bir nokta da 907 sayılı ek maddenin sadece yıl sonuna kadar yürürlükten kaldırılmasıdır. 907 sayılı ek maddenin tamamen değil, sadece bir yıl için yürürlükten kaldırılması ABD’nin Azerbaycan’a karşı her zaman kullanabileceği bir yaptırım olarak aşlında halen devam etmektedir. Nitekim, Azerbaycan işgal edilmiş topraklarının geri alınması için yeniden savaşa başlarsa, ABD Ermeni lobisinin baskılarını bahane ederek Azerbaycan’a karşı bu yasayı yeniden uygulayabilecektir.

Azerbaycan’ı her türlü Amerikan yardımından mahrum eden bu tasarı insan haklarına saygı prensibine uygun olmamakla birlikte bölgede barışın sağlanması yolundaki engellerden biri olmuştur. Üstelik dünyada adaletin savunuculuğunu yapan Kongre’nin bu adaletsiz yaklaşımı ABD’nin uluslararası arenadaki imajına da zıtlık teşkil etmektedir.

İlk olarak, sözde Azerbaycan’ın, gerçekte ise Ermenistan’ın savunulması Azerbaycan’da demokrasinin gelişimine ve serbest piyasa ekonomisine geçişte de engel teşkil etmiştir. İkincisi, Azerbaycan’ın dış destekten, özellikle de ABD’nin desteğinden yoksun olduğu fikri ortaya çıkmıştır. En önemlisi de, bu karar uluslararası hukuk normlarına uymadıkları halde hiçbir sorumluluk taşımayan Ermeni terörünü desteklemiş ve Karabağ sorununun çözümüne yönelik objektif kararların alınmasında Azerbaycan’ın ABD’ye karşı güvenini sarsmıştır (5).

ABD’nin bu ilk yıllardaki tutumuna ve kuzeyden Rusya, güneyden de İran’ın etkisinde kalmasına rağmen, Azerbaycan Yönetimi ABD eğilimli politikasından vazgeçmemiştir. Azerbaycan’ın bu tutumu sergilemesinde iki faktör etkili olmuştur. İlk olarak, bağımsızlığının ilk yıllarında Azerbaycan güvenliğine, politik bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne karşı potansiyel bir tehlike olarak gördüğü ve özellikle Karabağ sorununda etnik Ermenilere fiili destek veren Rusya’ya karşı ABD’yi bir denge unsuru olarak değerlendirmiştir. İkinci olarak da, Azerbaycan ABD’yi aynı zamanda önemli bir iş ortağı gibi görerek Hazar Denizi kıyılarındaki petrol kaynaklarının işletimi için Amerikan işadamlarının teşvik edilmesini amaçlamış ve özellikle bu konuda çok başarılı olmuştur.

Bir diğer önemli mesele de ABD’nin bağımsızlığını yeni kazanmış devletlere yaptığı mali yardım projesidir. Bu konuda da ABD Azerbaycan’a karşı çifte standart uygulamıştır. Ayrıca, ABD bu projeye dayanarak Dağlık Karabağ’ı bağımsız devlet olarak tanımlamış ve bu bölgeye özel mali yardım yapmıştır. Azerbaycan hükümetinin ciddi itirazları sonucunda yardım projesinin adı ‘Dağlık Karabağ bölgesi de içerisinde bulunmak kaydıyla Azerbaycan’a’ ifadesi olarak değiştirilmiştir.

Dağlık Karabağ Savaşı’nda nihai barış anlaşmasının imzalanması konusunda arabuluculuk girişimlerinde bulunan ABD, Ermenistan’ı işgalci olarak tanımlamamış, Dağlık Karabağ Ermenilerine geniş yönetim hakkı verilmesi gerektiğini savunmuştur. Tarihi süreç içerisinde ABD’nin Azerbaycan’a yönelik politikasını değerlendirilirken çok ciddi çelişkilerin, belirsizliklerin olduğunu açıkça göre biliyoruz.

Karabağ sorunundaki farklı yaklaşımlar, Azerbaycan-ABD ilişkilerinde gerilim yaratma potansiyeline sahip konuların başında gelmektedir. Bu konuda, seçilme kaygısı daha ön planda olan Kongre üyeleri, “stratejik” çıkarları ön plana çıkarma eğilimi gösteren ABD Yönetimi’ne göre farklı bir yaklaşım sergilemektedir. ABD’deki Ermeni lobileri, Kongre üyeleri üzerinde kurdukları ciddi etkinlikle Karabağ sorununu ve Ermeni meselesini sürekli gündemde tutmayı, Azerbaycan’ın bu konuda başını ağrıtmayı 20 yıl boyunca ve buğun de ne yazık ki başarabilmektedir.

ABD, iç ve dış dinamiklerin etkisi altında politika üretmektedir. ABD’nin dış politikası, öncelikle karar mekanizmasında rol alan baskı grupları, kamuoyu, liberalizm ve politikacıların görüşleri gibi aktörler tarafından cereyan eden sıkı bir pazarlık sonucu ortaya çıkmaktadır (6). Başta Rusya, Çin, İran ve Türkiye olmak üzere global ve bölgesel güçler ABD’nin Azerbaycan politikasının şekillenmesinde rol almaktadır. ABD, bir taraftan Çin ve Rusya’yı kışkırtmadan politika üretmeye ve global dengeleri korumaya çalışırken, diğer taraftan İran’a karşı yalnızlığa itme politikası gütmektedir. Genel olarak değerlendirildiğinde, 20 yıl boyunca ABD’nin Azerbaycan’a yönelik politikasını etkileye faktörler:  Kafkasya’nın jeopolitik konumu, Hazar petrollerinin işletilmesi ve nakledilmesine bağlı ekonomik ve stratejik çıkarlar ve enerji güvenliği kapsamındaki işbirlikleri olarak kategorize edilebilir.

Azerbaycan ise ABD’nin bölgedeki bu çıkarlarına yanıt vererek karşılaştığı ekonomik ve politik sorunların çözümünde, belirlediği öncelikli dış politika hedeflerinin hayata geçirilmesinde ABD’nin desteğini almayı amaçlamıştır. Petrol anlaşmalarının da imzalanmasıyla, ABD’nin Azerbaycan’daki ekonomik çıkarları büyük ölçüde temin edilmiş, 2001 tarihinden itibaren ise ilişkilere politik boyuta kaymıştır.

Halhazırda, enerji alanındaki projelerin güvenliğinin sağlanması adına ABD bölgedeki istikrarı ve refahı desteklemektedir. Girişimlere rağmen halen çözülemeyen Karabağ sorunu ve son dönemde savaşla ilgili demeçlerin yaygınlaşması, ABD’nin bu politikasının hayata geçirilmesini tehdit etmektedir. Bununla ilgili olarak, ABD’nin barış sürecinde daha aktif rol alması beklentisi karşılıksız kalmıştır.

Obama yönetiminin de Azerbaycan-ABD ilişkilerinin çok taraflı eğilim sergilediğini söyleye biliriz. Azerbaycan ve Ermenistan cumhurbaşkanlarının Prag’da ve Münih’teki Dağlık Karabağ problemiyle ilgili en son görüşmeleri öncesinde ABD her iki ülkeye sorunun çözümü için ‘desteği artırma’ sözü vermiştir. Obama yönetiminin bu konudaki kararlılığını ve bu işte ciddi ilerleme sağlanmasında istekli olduğu  ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanlarına ayrıca bildirilmiştir. Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov da Dağlık Karabağ sorununun çözümü ile ilgili görüşmelerin Türkiye-Ermenistan yakınlaşması ile paralel gittiğini ve Hillary Clinton’ın Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü kesin olarak desteklediğini vurgulamıştır.

Daha önceden de belirtildiği gibi, Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada Karabağ probleminin çözümünün Madrid prensipleri ve Helsinki Beyannamesi doğrultusunda, toprak bütünlüğü, beraber yaşama hukuku ve kendi geleceklerini tayin etme hakkı gözetilerek mümkün olacağı belirtilmektedir.

Beyaz Saray’ın açıklamasında temel prensipler şöyle sıralanmıştır: (7)

-                Dağlık Karabağ’ın çevresinde işgal edilen bölgelerin boşaltılması

-                Ermenistan ile Dağlık Karabağ’ın irtibatını sağlayacak koridorun açılması

-                Bütün göçmenlerin topraklarına dönmesi

-                Barış gücünün işlevini yerine getirecek uluslararası güvencenin sağlanması

-                Dağlık Karabağ Ermenilerine gerekli güvence verilerek kendilerini idare etme haklarının tanınması

-                Dağlık Karabağ’ın hukuki statüsünün belirlenmesi için inisiyatif kullanılması

Bu ilkelere rağmen, ABD Yönetimi tarafından 8 Aralık 2009’da 2010 mali yılında ABD’den Ermenistan’a 41 milyon dolar, Dağlık Karabağ’daki “programlar ve faaliyetlere” de 8 milyon dolar yardım gönderilmesi kararı almıştır(8). ABD Bakü Büyükelçiliği basın sözcüsü Terri Davidson Karabağ’a gönderilecek 8 milyon doların “hükümete değil halka” verileceğinin altını çizmiş ve yardımların “sivil toplum örgütlerinin denetiminde sürdürülen mayın temizlik operasyonları gibi tamamen insani sebepler için kullanılacağını” belirtmiştir(9).

Bu gelişmeler üzerine Azerbaycan Yönetimi ABD’ye nota vererek, bu kararın Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün desteklenmesi ilkesine aykırı olduğunu, bu gelişmenin Ermenistana cesaret verdiğini ve görüşmelere olumsuz etki edeceği vurgulanmıştır. Bununla ilgili olarak Azerbaycan Milli Meclisi Amerikan Kongresi ve Başkan Obama ile görüşecek bir komisyon kurarak konunun Azerbaycan için ciddiyyetini uluslararası kamuoyuna ve ABD’ye duyurmaya çalışmıştır.

Kısa bir dönem de olsa ABD’nin Azerbaycan büyükelçiliği görevine getirilen, eşi Türk olan ve AGİT Minsk Grubunun da eşbaşkanlarından olan Matthew Bryza’nın Karabağ sorununun çözümünde etkili olacağı beklense de, yukarıda bahsettiğimiz Amerikan içyapısının da zorunlu eğilimiyle bu gelişme de sonuçsuz kalmış, Bryza Ermeni diasporasının da tesirleriyle görevden alınmıştır.

Obama tarafından Bakü büyükelçiliği görevine ABD Avrasya Özel Enerji Temsilcisi Richard L. Morningstar’ı Kongre’ye önermesi, önümüzde aylarda ABD’nin Azerbaycan’la ilgili politikasının enerji güvenliği kapsamlı olacağı sinyalını vermektedir. Makalenin evvelinde bahsettiğimiz Azerbaycan-ABD diplomatik ilişkilerinin 20. Yıldönümüyle ilgili geniş çaplı ve çok önemli konferanstan çıkarılan sonuç da bu tezi destekler niteliktedir.

Bir taraftan küreselleşen diğer taraftan da bölgeselleşen dünyamızda Azerbaycan-ABD ilişkilerinin de iki halka hizmet edecek şekilde gelişmesini ve bölgede refaha vesile olmasını temenni ederiz. Umarız ‘enerji güvenliği’ kapsamında oluşturulacak politikalar Dağlık Karabağ sorununun da çözümüne vesile olur.

 

 

Samir GULİYEV

Qafqaz Üniversitesi – Bakü/AZERBAYCAN

 

 

DİPNOTLAR

  1. Azerbaijan-USA Conference Held in Washington”, http://www.news.az/articles/politics/59129 (01.05.2012).
  2. Samir Guliyev, Bağımsızlıktan Sonra Azerbaycan-ABD İlişkileri, Bakanlar, Erzurum, 2004.
  3. Jim Hoagland, “Security in the Neighborhood is the New Mission”, International Herald Tribune, 26 Octobre 1993.
  4. ABD Kongresi 24 Ekim 1992’de 2532 sayılı “Özgürlükleri Destekleme Yasası’nı” onaylamıştır. Azerbaycan-ABD ilişkilerinde anlaşılması zor olan, ilişkilere gölge düşüren meselelerden en önemlisi “Özgürlükleri Destekleme Yasası’na 907 Sayılı Ek” maddenin 24 Ekim 1992’de ABD Kongresi’nin yüz ikinci dönem ikinci oturumunda kabul edilmesi olmuştur. “Özgürlükleri Destekleme Yasası” bağımsızlığını yeni kazanmış devletlere yönelik, demokrasinin gelişimi ve serbest piyasa ekonomisine geçiş amacıyla 460 milyon dolar tutarında yardım yapılmasını öngörmektedir. Azerbaycan’a yönelik her türlü Amerikan yardımının kısıtlanmasını amaçlayan “907 Sayılı Ek” Temmuz 1992’de, Ermeni toplumunun fazla ve nüfuzlu olduğu Massachusetts eyaletinden Senatör John Kerry tarafından hazırlanarak Kongre’ye sunulmuştur. Senatörlerden Sarbones, Saymons, Konsini ve birçok Kongre üyesi tarafından da savunulan tasarı karara bağlanmıştır., Ali Hasanov, Azerbaycan-ABŞ: Anlaşılmaz Münasibetlerden Strateji Terefdaşlığa Doğru (Oktyabr 1991-Avqust 1997), Bakı, Azerbayan Universiteti Neşriyyatı, 1997, ss. 29-43.
  5. Hasan Köni, Genel Sistem Kuramı ve Uluslararası Siyasetteki Yeri, Ankara, ASAM Yayınları, 2001, s. 65-83.
  6. White House, “Joint Statement on the Nagorno-Karabakh Conflict”,  http://www.whitehouse.gov/the_press_office/Joint-Statement-on-the-Nagorno-Karabakh-Conflict/ (01.05.2012).
  7. ABD Karabağ Ermenilerine Yardım Edecek”, http://www.kaspi.az/news/a-1421.html (01.05.2012).
  8. http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=13204457  (01.05.2012).

 

 

 
  "Dengesizliğin Dengeleyici Gücü" Olabilmek...   2012-04-16
  "Türkiye'nin Normatif Değerler İle Realpolitik Arasında Sıkıştığı Alan Libya ve Suriye Örnekleri"   2012-04-17
  "Başlarken"...   2012-04-15 21:47:16
  "Türkiye İçin Yeni Bir Dış Politika Karar Verme Modeli Önerisi"   2012-04-17
  "İkinci Marmara Seferini Yeniden Düşünmek"   2012-04-17
  "Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi"   2012-04-17
  Arnavutluk’ta “Yeni Milliyetçilik” Rüzgarı   2012-04-21
  "Türk Dış Politikasının İşleyişi Üzerine Bir Değerlendirme"   2012-04-18 23:26:39
  "Küreselleşen Dünya’da, Devletlerin Daha Demokratik Dış Politika Karar Verme Sürecine İhtiyacı Vardır"   2012-04-17
  "Dış Politika Yaklaşımlarındaki Dönüşüm"   2012-04-20
 
Ana Sayfa Hakkımızda Haberler Analizler Röportajlar Projeler Duyurular Raporlar Makaleler Yasal Uyarı İletişim
  Soft&Design N.ROGLU